iyinet webmaster forumu 2008 seo yarışması


Google Seo Optimizasyonu PHP Script Programlama delphpin@gmail.com

Ana Sayfa | Profilim | Arşiv | Arkadaşlarım


SANATÇILAR NEYİ BECERİR?

Tarih: 09:22, 7/5/2008


Zerdüşt; “sanatçıların en iyi neyi becerebildiklerini çoğunlukla bilmediklerine inanıyorum,” diye kulağıma fısıldadı. Ve; “bunu anlamak için fazla gururlular…” diye de ekledi. Zerdüşt’ün bu siteminden sonra ‘Bozkırkurdu’nun düşler tiyatrosu girişinde, gururunu tıpkı bir ceket gibi vestiyere astığı sahnede buldum kendimi. Gururumu sahtekârlıktan, yalancılıktan ya da gurursuz bir yaratık olabileceğimi düşündüğümden dolayı değil, sırf kendini eleştirebilme meziyetimi kontrol etmek için, yanlışlarımı görmek, insanlığımı ve insanlığı düşünmek ve olmanın ne demek olduğunu öğrenmek adına ben de vestiyere astım. Dans etmeyi öğrenmeden ölmenin anlamsızlığını düşündüm bir süre ve sadık kalacağım sözler verdim kendime, evet, bilmediklerimi öğrenmeden ölmeyecektim.

Yalancılıktan hükümlü sahte mağdurlara inat, gerçek kayıplarımla dans etmeyi öğrenmeliydim. Her şeyden habersiz olanlar -kendilerinden bile- biliyorum bu satırları okumuyorlar, aslında onlar neden ve nasıl yaşadıklarını bile tarif edemiyorlar çünkü onlar kendileri üzerine oynananları yalnızca alkışlıyor ruhsuz bir bedende nefes alıp veriyorlar. Gerçekler ne kadar az ise yalan ve mazeretler o kadar çoktur.

“GAZ’A NİYE GELMEDİN”

Aslında 1 Mayıs ve sanatla ilişkili bir şeyler yazmayı düşünüyordum ama cumartesi BirGün’de sevgili Ulaş’ın “Gaz’a Niye Gelmedin” başlıklı yazısından sonra vazgeçtim. Hem sonra bütün bu yaşananlara ‘inanlar için’ vicdan ve insan meselesi açısından bakıldığında, ortaya arka planı kaygısız bir boşlukta kıvranan derin bir hiçlik çıkıyor ama bu hiçlik batılı dilde bir karşılık bulmuş cinsten değil, doğunun ‘cihat’çılığından ileri gelmekte. İşte bu açıdan bakıldığında yaşananlar, bir yansıma olarak günümüz sanat ortamının en fazla tartışılan temel sorunsalı olarak da özellikle plastik alanın güncel meselelere uzaklaşması etrafında yeniden ateşlenebilir. Plastik alanın salt akademik -o da giriş sınavları ve okuldaki zorunlu desen derslerinde- dönemde klasik ya da olmayan figüre indirgenmesi; ruhsuz vücutları şekillendirme, tarama, boyama vs. gibi uygulamalar ezberin ötesine geçemediği içindir ki kapalı atölyelerde tadılmayan, tanıklık edilmeyen yaşamlara dair realist konular işlenebilmekte.

Plastik alanın yaşadığı değişim/dönüşümle ilgili tartışmalar hem yeni değildir hem de haksız eleştiri değildir esasında. Pek çok kez dile getirildiği gibi gerçekte sanatın genel formatlarından sıyrılması üretimin sokaktan, günlük yaşamdan, insana özgü problemlerden ve değişen/dönüşen süreçten kopması, uzaklaşması gibi salonlara, atölyelere kapanmasının yerine tartışılabilen bir formata yeniden çekilme isteğindendir. Sanattan ille de bir yenilik ya da çıkış beklemek bazen beklentileri yanılgıya uğratabilir. Özellikle günümüz çağdaş sanat kıyaslaması ile yaşamın unsurlarının boya resminde görülmediğini düşünmek, belki yine beklenti mantığının kontrolsüz bir biçimde incelenmeyişinden kaynaklıdır.

ÜSLUP OLARAK ÇAĞDAŞ

İşte, tam da bu noktada geçen hafta gezebildiğim Resul Aytemur’un -iyi ki- ısrarla vazgeçmediği kalın boyalı tuval yüzeyleri bu açıdan beklentilerin bir bakıma karşılıkta bulmasıydı. Üslup olarak çağdaş bir ölçütle, zaman içinde yaşamın kaygılarını barındıran, hissedilebilir, belki de yaşamın içinde tartışılan kavramlarla simyasını oluşturan gerçekliğe dönüşmüştü.

Diğer bir yandan onun resimlerini, boya ile yoğun kavgasını ve geri dönüşler de ağır katmanların olağanüstü dinamizmini rahatlıkla kişiliği ile de buluşturulabilirsiniz. Aytemur, sosyal erozyona direnen yapısalcılığı ile sanattaki dağılımlara ve insan denen varlığın kendi var oluşunu yok etmeye çalıştığı dönüşümüne boyun eğecek gibi de görünmüyor. Kurucusu olduğu sanat merkezinde genç sanatçı adayları ile buluşmasının da bir nedeni bu olsa gerek.

‘KARGAŞA’ PLANI

Resul Aytemur’un son dönem gözlemlerinin iki boyutlu yüzeylerde yankı bulduğu Cumhuriyet Mitingleri ve futbol maçlarında taraftarları izleyip desenlemesi ve sonrasında da gözlemlerini tuvale aktarması (bir bakıma Abidin Dino’nun 68 Olayları’nda Paris izlenimlerini desenlere aktarması gibi), Kargaşa, Kaos, Balıkçılar ve Atölye içi gibi konuları görsel bir aktarıma dönüşen eleştirel temalardan oluşan 30 resimlik sergisinde yer alıyor. Aytemur’un, her zamanki gibi figürlerinden izleyicinin bakışlarını ele geçiren, kalın boyanın şiddeti ve yoğun renkçi üslubu, üzerine düşen sanatsal sorumluluğunu dile getirir nitelikte.

Akademiye girmeden önce Eski Vefa futbol takımında futbol oynayan Aytemür, resim çalışmalarına yoğun zaman ayırabilmek için futbolu bırakma düşüncesini atölye hocası Neşet Günal’a açtığında, Günal, resimlerindeki hareketi besleyen özelliğinden dolayı bırakmaması gerektiğini tembihler. Aytemür, o günden beri insana ve yaşama dair gözlemlerini çeşitli yüzeylerde şekillendirmekte. Vefa’da başlayan futbol ve sanat hareketliliği bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu ortamda ‘Kargaşa’ adını verdiği resimlerle karşımıza çıkmakta.

ERKAN DOĞANAY


BU TOPRAKLARIN EN GÜZEL ‘EFLATUN’U SOLDU

Tarih: 09:19, 7/5/2008

BU TOPRAKLARIN EN GÜZEL ‘EFLATUN’U SOLDU

Ülkemiz karikatür dünyasının önemli isimlerden Adil Nuri Erkoç (81), yaşamını yitirdi. 1927 yılında İstanbul’da doğan ve mizah dünyasında ‘Eflatun Nuri’ adıyla tanınan Erkoç’un yaşamını yitirmiş olduğu, kendisinden evine gitmesi sonucu öğrenildi. Nuri’nin cenazesi bugün Teşvikiye Camii’nde kılınacak öğlen namazının ardından defnedilecek.

İlk karikatürü 1942’de Boşboğaz dergisinde yayımlanan Eflatun Nuri, meslek yaşamı boyunca Medet Siyasi Gazete, Bülent Ecevit’in Gıcık Dergisi, Vatan, İktam, Ankara Ulus, Ege Ekspres, Yeni Asır, Demokrat İzmir gazetelerinin yanı sıra Dolmuş, Devrim Dergisi, Yön Dergisi, Ant, Akbaba, Şaka, Gırgır ve Halit Refik Karay’ın çıkardığı Aydede gibi daha birçok yayında çizerlik yaptı.

HAMİNNEMİN PAÇALI DONU

Nuri, 1969’da Üsküp’te ve 1979’da Bulgaristan’da Özel Ödüller almıştı. 1952’de Londra’da kişisel bir sergide açan Nuri, bir süre reklamcılık alanında da uğraş vermişti.

Mizah dergilerinde ilk olarak Öküz dergisinde 1967’de yazıları yayımlanmaya da başlayan Eflatun Nuri, son yıllarında Yeni Harman, Kaçak Yayın ve Forum Edebiyat dergilerinde ve Öteki-siz’de düzenli mizah yazıları ve karikatürleri yayımlıyordu. Eflatun Nuri’nin anılarını öyküleştirdiği ‘Benim Adım Eflatun’ isimli kitabı 2005’te Cadde Yayınları tarafından yayımlandı. Nuri, kitabının ikinci baskısı için hazırlıklar yapıyordu.

Cumhuriyet gazetesi çizerlerinden Turhan Selçuk, Eflatun Nuri’nin ölüm haberinin ardından şunları söyledi; “Haberi duyunca çok üzüldüm. Biz Eflatun’la Dolmuş adlı mizah dergisinde yıllarca beraber çalıştık. Eflatun kendine özgü özelikleri olan Türk karikatürünün en önde gelen çizerlerinden biriydi. Yerinin doldurulabileceğini sanmıyorum”

Mehmet Çağçağ, bir dönem Leman sayfalarında da karikatürleri yayımlanan Eflatun Nuri’yi; “Abimiz dergimizin en yaşlı en genç çizeriydi. Bizlere enerji, moral ve esin veren birbirinden olağan üstü efsaneleşmiş, gerçek yaşam hikayeleri ile derginin sayfalarına sinmiş bir sihir, ruh, doku ya da kokudur” sözleriyle anlatıyor.

Gerçek adı Adil Nuri Erkoç, kendisine ‘Eflatun’ lakabının takılışının ortaöğretim yıllarına kadar dayandığını Kaçak Yayın dergisinde şu sözlerle anlatmış; “Birgün ortaokulda jimnastik dersindeydik. Öğretmenimiz ‘herkes soyunsun’ dedi. Ben ‘hastayım hocam, ateşim var’ dedim. Elini alnıma koydu ve ‘hayır, bir şeyin yok’ dedi. Ben, ‘ama hocam’ falan dediysem de inanmadı. ‘Döverim soyun’ diyince pantolonumu indirdim. Bütün arkadaşlar ‘eflatuuun! eflatuuun!’ diye bağırdılar. Çünkü affedersiniz, haminnemin eflatun renkli paçalı donunu giymiştim. O günden sonra herkes bana ‘eflatun’ dedi.” Ayşegül Savaşta



ÖNDER BABAT, TÜRKÜLER VE SLOGANLARLA ANILDI

Tarih: 09:17, 7/5/2008

ÖNDER BABAT, TÜRKÜLER VE SLOGANLARLA ANILDI

Önder Babat Kültür Merkezi’nin ‘Büyük Buluşma’ adı altında gerçekleştirdiği etkinlik önceki gün üçüncü kez yapıldı. İstanbul Gösteri Merkezi’nde yapılan etkinliğe yağmurlu havaya karşın katılım büyük oldu. Gecenin başında kültür merkezi bünyesindeki müzik topluluğu ve korolar sahne aldı. Sunuculuğunu Tiyatrocu Gül Göker’in yaptığı etkinlikte ilk sırada sahneye çıkan Önder Babat Müzik Topluluğu çeşitli marşlar ve Kürtçe ezgiler seslendirdi.

 

Grup ayrıca 2004’te öldürülen arkadaşları için yazıp besteledikleri ‘Önder Babat Marşı’nı da ilk kez bu etkinlikte seyirci ile paylaştı. Daha sonra Önder Babat Gençlik Korosu ve Önder Babat Çocuk Korosu sahneye çıkarak marşlar ve türküler seslendirdi. Önder Babat Politik Tiyatro Grubu da etkinlikte ‘Nurhak’, ‘İbrahim Kaypakkaya’ ve ‘Erdal Eren’ ile ilgili oyunlar sunarak seyircilere duygulu anlar yaşattılar. İbrahim Kaypakkaya’nın canlandırıldığı oyunda temsili bir tabut seyircilerin arasında dolaştırıldı ve seyirciler bu gösteriyi ayakta alkışladı. Etkinlikte sık sık ‘Devrim şehitleri ölümsüzdür’, ‘Faşizme karşı omuz omuza’, ‘Yaşasın halkların kardeşliği’ gibi sloganlar atıldı. Sinevizyon gösterisinde 2003’te başlayan Irak İşgali’ne değinildi. Çeşitli savaş fotoraflarıyla yaşanan dehşeti gözler önüne getiren sinevizyon gösterisinde ‘Irak halkının halen direnmekte olduğuna’ vurgu yapıldı. Geceye birçok sanatçı da destek verdi.

 

Cemal Karakuş, Karadeniz ezgileri seslendiren Bizim Yaşar, türkü ve deyişleriyle Mercan-Erdal Erzincan çifti, Serhad Raşa, Hilmi Yarayıcı, Hakan Yeşilyurt, Agire Jiyan ve Grup Kızılırmak gecede sahne aldı.

 

Hilmi Yarayıcı konserine başlarken 1 Mayıs’ta yaşanan olaylara değindi; yine etkinlikte sahne alan Agire Jiyan grubu da hem Türkçe hem Kürtçe yaptıkları konuşmada ‘1 Mayıs’ta ve DTP Sakarya toplantısında yapılan saldırıyı kınadıklarını’ belirttiler. Yoğun bir program ile yaklaşık yedi saat süren gece Kızılırmak konseriyle ve dördüncü kez buluşma dilekleriyle son buldu.

 

Sevda Şanlı



Büyük Buluşma 3 Başarıyla Gerçekleştirildi

Tarih: 09:11, 7/5/2008

Büyük Buluşma 3 Başarıyla Gerçekleştirildi

Artık geleneksel hale getirdiğimiz, dost yüreklerin birlikte coşkuyla attığı 3. Büyük Buluşma'yı gerçekleştirdik. İstanbul Gösteri Merkezi'nde gerçekleştirdiğimiz etkinlikte kardeşleşen eller halaylara/horonlara dururken, daha önceki Büyük Buluşma'larda olduğu gibi insanlığı özgür bir geleceğe taşımanın basamakları olan devrimci değerlerimizi de paylaştık.

Sunuculuğunu Ankara Birlik Tiyatrosu'ndan Gül Göker'in yaptığı gecede, Zeki Göker'in yazmış olduğu ve Önder Babat Politik Tiyatro Atölyesi'nin sergilediği Güneşten Bir Parça isimli oyundan kısa kesitler sunuldu. Nurhak Dağları'ndan, İbrahim Kaypakkaya'nın yaşamına ve Erdal Eren'in idam edilmesine kadar uzanan Teatral Gösteriler geceye coşku kattı. Kültür merkezimizin üretimleri olan Önder Babat Müzik Topluluğu kendi bestelerini seslendirerek alternatif kültürün örneklerini sundu. Geçtiğimiz yıldan bu yıla uzanan süreçte kolektif üretimlerde bulunan ÖBKM Müzik Topluluğu Sözü ve Bestesi kendine ait olan Önder Babat Marşı'nı seslendirdi.

Geleceğin dokuyucusu çocuklarımız ise Önder Babat Çocuk Korosu ile umudun simgesi oldular. Onlar Fatsa Çocuk Korosu ruhunun bugüne dek yaşatılabildiğinin ve yaşatılacağının en güzel örneği oldular. Önder Babat çok sesli korosu ise Cemal Karakuş yönetiminde halk türkülerini ve devrimci marşlarımızı halkla paylaştılar. Gecede sahne alan Bizim Yaşar tulumuyla Karadeniz'in coşkulu ve hırçın çığlıklarını Karadeniz'den salonumuza kadar taşıdı. ÖBKM Çok Sesli Gençlik Korosu'nun eğitmeni olan Cemal Karakuş piyanosuyla ve seslendirdiği birbirinden güzel marşlar ve türkülerle artık neredeyse unutulmaya yüz tutmuş bir müzikalitenin yeni tohumlarını ekti. Hilmi Yarayıcı, üzerinde yaşadığımız farklı kültürlerin güzelliklerini bizimle paylaştı. Erdal ve Mercan Erzincan sözün sazla uyumunu ve insancıllığı kendine amaç edinmiş deyişleri seslendirdiler. Kültür merkezimizin "müzik eğitmeni" Serhad Raşa ise geçtiğimiz günlerde çıkan "Merhaba" isimli albümünden parçalarını seslendirdi. Kendi üretimleri ile özgün müziğin güzelliklerini sergiledi. Esmer yürekli bir halkın ödenen bedellerle dokunmuş değerlerini sunan Agire Jiyan ise kardeş yürekleri halaylarla buluşturdu. İlkay Akkaya ise her zaman olduğu gibi bizlerin yüreğinden Kızılırmakça akıp geçti ve umudumuzu büyüttü. Gece tüm misafirlerimizin memnuniyetiyle 4. Büyük Buluşma'da kardeşleşen yüreklerin halayına birlikte durmak dileğiyle son buldu.

 

<****** type="text/**********" src="http://www.onderbabat.org/mambots/content/plugin_jw_sig/mootools.js"> <****** type="text/**********" src="http://www.onderbabat.org/mambots/content/plugin_jw_sig/slimbox.js">


Ekonominin merkezinde çatlak

Tarih: 17:38, 6/5/2008

Bülent Falakaoğlu
Hükümet ve Merkez Bankası arasındaki çatlağın büyüdüğünü gösteren açıklamalar ardı ardına geliyor.
Ağustos 2007’de uluslararası piyasalar karışırken, faiz düşürmeye başlayan Merkez Bankası ve Hükümet, seçimden güçlenerek çıkılmasının da etkisiyle, “siyasi belirsizlik bitti. Dünyada olup bitenlerin kısa sürecek ve bizi etkilemeyecek” açıklamaları yapıyordu. Dünyadaki ve ülkedeki ekonomik gelişmeler olumsuza dönmeye başlayınca hükümet ve Merkez Bankası’nın söylemleri değişti. Hükümet ve Merkez Bankası arasındaki çatlak giderek büyüyor.
Orta vadeli yeni ekonomik paketi açıklayan Maliye ve Ekonomi bakanları, faiz dışı fazlanın ulusal gelire oranı yüzde 3.5’e düşürüleceğini duyurdu. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz hükümetin attığı adımı gevşeklik olarak yorumladı. Bir ülkenin borç ödeyebilirliğinin en önemli göstergesi sayılan faiz dışı fazla hedefi bu yıl üçüncü kez indiriliyor. Önce yüzde 6.5’tan, 5.5’e sonrasında 4.2’ye kadar çekilen faiz dışı fazla hedefinin şimdi de yüzde 3.5’e çekilmesi seçim yatırımı olarak değerlendiriliyor.
Tartışmalar başladı
Faiz dışı fazlanın azalması gelecek yıl yapılacak yerel seçimler öncesinde Hükümete önemli tutarda harcama yapma imkanı sağlayacak. Böylece seçmenlere verilecek seçim hediyeleri ile yerel seçimlerde avantaj sağlanacak. Ekonomi çevreleri faiz dışı fazla oranının indirilmesinin enflasyonu artıracağına işaret ediyor: “Faiz dışı fazlanın azaltılması, artan talebi artıracak. Talebin çoğalması da fiyat artışlarını yani enflasyonu artıracak...”
Artan kamu harcamalarının enflasyonu artıracak olması, hükümetin indirim kararına yönelik eleştirilerin başında geliyor. Enflasyonla mücadele için büyük bedeller ödeyen, alım gücü düşen emekçi kesimler açısından yeni durum alım gücünün iyice düşmesi anlamına geliyor.
Rantiyeye dünyanın en yüksek faizini ödeyen Türkiye’nin, faizi artırmak zorunda kalacağına da dikkat çekiliyor.
Çünkü getirisinde reel azalma istemeyen kreditörler, enflasyon beklentisini en az 5 puan artırarak faiz hesabı yapacaklarından, Hazineden talep edecekleri nominal faizi yüzde 24’e yükseltmeleri kaçınılmaz olacak.
Ayrıca kamu harcamalarındaki yükselme nedeniyle döviz talebi artacağından, dövizin de pahalı hale gelmesi bekleniyor. Küresel piyasalardaki daralmanın da hesaba katılmasıyla birlikte, ABD dolarının yükselmesine kaçınılmaz gözüyle bakılıyor.
IMF ne diyecek!
5 yıllık orta vadeli ekonomik çerçeveyi açıklayan Maliye Bakanı Unakıtan, faiz dışı fazlayı düşürme hedefinin yanı sıra, asıl hedefin faiz dışı fazla değil, bütçe açığı olduğunu vurguladı. IMF ile stand-by anlaşmasının sona ermek üzere olduğu günlerde yapılan bu açıklama, bazı iktisatçılar tarafından “çok önemli bir politika değişikliği” olarak yorumlanıyor. IMF ile ilişkilerin gevşetileceği savunuluyor.
Son yıllarda maliye politikasında bütçe açığı yerine faiz dışı fazla kavramı öne çıkmıştı. Şimdi IMF’nin temel argümanı olan faiz dışı fazlayı gevşetmek, seçim ekonomisi başlatılmasının göstergesi olarak değerlendiriliyor. Daha önce genel seçimlerde AKP’nin önünü açmak adına harcamalarda taviz veren IMF’nin şimdi aynı toleransı tanıyıp tanımayacağı tartışılıyor.
Dünya ekonomik bir dalgalanma içindeyken IMF ile ilişkilerin önemine işaret edildiği bir dönemde Merkez Bankası ekonominin gevşetilmesinden yana değil. Bu nedenle MB Başkanı Yılmaz, şu açıklamayı yapıyor: “Eğer kamu maliyesi tarafında yeterli desteği göremezsek farklı bir yerde olabiliriz. Yüzde 5.5, 6.5’e göre, yüzde 4.5, 5.5’e göre bir gevşemedir”
Hükümet ise başka bir hazırlık içerisinde. Hükümet, GAP ağırlıklı olmak üzere, sosyal sigorta primlerinde indirim, çeşitli altyapı ve sosyal harcamalara kaynak aktaracak. “Önemli olan bütçe dengesidir” iddiasının aksine bütçe şaşacak. Bu da eşi türbanlı olduğu için Merkez Bankası başkanlığına getirildiği iddia edilen Durmuş ve Hükümetin ekonomi merkezi (Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek) arasındaki çatlağı büyütecek. (EKONOMİ SERVİSİ)


Doğal mucize: Üzüm çekirdeği

Tarih: 17:36, 6/5/2008

Avrupa’da ilaç niyetine satılan, antioksidan hazinesi olan, kolesterol düzeyini düşüren, ödemden nezleye kadar birçok hastalığın tedavisinde kullanılan üzüm çekirdeği, son yılların “doğal sağlık iksiri” oldu.
Avrupa’da ilaç niyetine satılan, antioksidan hazinesi olan, kolesterol düzeyini düşüren, ödemden nezleye kadar birçok hastalığın tedavisinde kullanılan üzüm çekirdeği, son yılların “doğal sağlık iksiri” oldu.
Üzüm çekirdeğinin bilinen en güçlü etkisinin antioksidan özelliği olduğunu söyleyen araştırmacılar, 25 yaşından sonra vücudun antioksidan üretiminin yavaşladığını belirttiyor. Bu yavaşlamanın yol açtığı hastalıkların önüne geçmek için üzüm çekirdeğini tavsiye eden uzmanlar, üzüm çekirdeğinin zayıflamış kan damarlarını güçlendirip normal sağlığına döndürebilen bir yapıya sahip olduğunun vurguluyor.
Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Karadeniz, ANKA’ya yaptığı açıklamada üzüm kabuğunun ve çekirdeğinin mideye zarar vermeden, sindirimi hızlandırdığını ve bağırsak sisteminin çalışmasını düzenlediğini belirtti. Karadeniz, kuru üzümün akciğer hastalıklarına, unutkanlığa, kansızlığa ve baş ağrısına iyi geldiğini ifade etti. Karadeniz, kansere karşı bol bol taze üzüm yenilmesini tavsiye etti. Taze üzümün dizlerdeki kireçlemeyi önlediğini belirten Karadeniz, koruk üzüm (ekşi üzüm) suyunun, kalp rahatsızlıklarına ve ülsere iyi geldiğini kaydetti. Prof. Dr. Karadeniz, üzümün cildi güzelleştirerek, sivilceleri yok ettiğini de söyledi.
Üzüm çekirdeği kozmetik alanında krem, şampuan, sabun yapımında kullanılıyor. Türkiye’de üzüm çekirdeği içeren ürün satışını gerçekleştiren kuruluşlar özellikle anti-ageing kremlere kadınların ilgisinin yoğun olduğunu söylüyor.
İlk olarak 1947’de Bordeaux Üniversitesi’nde Emekli Tıp Profesörü Fransız Jack Masquelier tarafından tesadüfen öğrenilen bilgi sonucunda keşfedilen üzüm çekirdeğinden 1950’de ilk damar koruyucu ilaç yapıldığı biliniyor. (ANKA)


Ağaçlar çocukları astımdan koruyor

Tarih: 17:34, 6/5/2008

Öte yandan ağaç ekili caddelerde yaşayan çocukların astıma yakalanma oranlarının daha düşük olduğu ortaya çıktı.
Öte yandan ağaç ekili caddelerde yaşayan çocukların astıma yakalanma oranlarının daha düşük olduğu ortaya çıktı.
İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye göre New York’daki Columbia Üniversitesi’nce yürütülen ve epidemiolojide uzmanlaşmış Journal of Epidemiology and Community Health dergisinde yayınlanan bir araştırma, kilometrekare başına düşen fazladan her 343 ağacın, yaşları 4 ile 5 arasında değişen çocuklarda astım oranlarını yüzde 25 oranında azalttığını gösterdi.
New York’ta astımın 15 yaş altındaki çocuklarda hastaneye yatırılma sebepleri arasında en önde geleni olduğu söyleniyor. Araştırmacılar, ağaç sayısının artışının hava kalitesini artırarak veya çocukları dışarıda oynamaya heveslendirerek astım oranlarını azalttığını düşünse de, gerçek nedenin hâlâ bulunamadığı belirtiliyor. (TOPLUM-YAŞAM)


Kediler nankör değil

Tarih: 17:32, 6/5/2008

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Zootekni Bölümü Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Aksoy, kedilerin halk arasında ‘‘nankör hayvan’’ şeklinde nitelendirilmesinin yanlış bir değerlendirme olduğunu belirterek, kedilerin nankör hayvan olmadığını ifade etti.
Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Zootekni Bölümü Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Aksoy, kedilerin halk arasında ‘‘nankör hayvan’’ şeklinde nitelendirilmesinin yanlış bir değerlendirme olduğunu belirterek, kedilerin nankör hayvan olmadığını ifade etti. Aksoy, kedilerin diğer evcil hayvanlara göre daha ‘özgür ve yabani’ davranışları olduğunu söyledi.
Bu durumun bir kedinin köpekle kıyaslandığında sadık olmadığı görüntüsü doğurduğunu ifade eden Aksoy, bu durumun kedinin insanlarla iç içe yaşama serüveninin köpekler kadar geçmişinin olmamasından kaynaklandığını savundu. Köpeklerin tamamen insana bağımlı bir yaşam tarzını içine sindirerek benimsediğini dile getiren Aksoy, kedilerin ise yaban hayatın getirdiği reflekslerden hâlâ kendini kurtaramadığını anlattı. Aksoy, kedilerin, balık ve kuş gibi çok tercih edilen evcil hayvanlar arasında yer aldığını belirtti. (İstanbul/EVRENSEL)

AMBARGOYA VE ZAMANA OTOMOBİLLE DİRENEBİLMEK

Tarih: 17:30, 6/5/2008

Yaklaşık 50 yıldır süren acımasız ABD ambargosuna direnen Küba, zamana da meydan okuyor. Zira, Ada’nın dört bir yanında karşınıza çıkan en genci 50 yaşında antika ABD otomobilleri, kentleri ‘tekerlekli müze’ye dönüştürmüş durumda. Karayipler’in en büyük adası olan ve 12 milyonluk nüfusunun 2 milyonu Havana’da yaşayan Küba’da, 250 bine yakın klasik Amerikan otomobili bulunuyor. Ve neredeyse tamamına yakını, tıkır tıkır işleyen motorlarıyla yollarda...

 

1959’daki Devrim öncesinde adaya getirilen ve çoğunluğu 50’li yılların Ford, Chevrolet, Cadillac, Chrysler, Buick, Packard modellerinden oluşan otomobiller, sokaklarda ya da bahçelerde çürümeye terk edilmek yerine büyük bir özenle korunuyor.

 

1961’den bu yana uygulanan ABD ambargosu nedeniyle, bozulan parçaları yenilenemese de bu otomobiller, yıllardır Kübalıların en büyük, hatta ek ulaşım ve geçim kaynağı. Otomobillerine gözleri gibi bakan Kübalılar, yarım yüzyıldır kullandıkları araçlarını korumak için başlarının çaresine bakmayı biliyorlar ve çıkma parçalarla otomobillerini yaşatmayı başarıyorlar.

 

Sovyetler Birliği dağılmadan önce, iki ülke arasında yaşanan yakınlaşma sırasında adaya getirtilen Lada marka arabalardan alınan parçalar, imdada yetişmiş.

 

Örneğin, Oldsmobile marka ‘antika’ otomobil sahibi olan bir Havanalı, otomobilini bir Lada’dan çıkardığı motorla takviye ettiğini, diferansiyelin ise 1954 yapımı bir Buick’e ait olduğunu anlatıyor.

 

Birgün Yaşam


12 SAAT ‘GÖBEK DANSI’ REKOR KIRDI

Tarih: 17:29, 6/5/2008

Macaristan’ın Hajdu Bihar kentinde aralıksız 12 saat 10 dakika göbek dansı yapan dans grubu ‘Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeyi başardı.

 

Rekor kırmak için yapılan organizasyona katılan, 14 kişiden oluşan ‘Doğunun Sihiri’ adlı dans grubu, 12 saat 10 dakika boyunca hiç aralıksız göbek dansı yaptı.

 

Grubun en genç üyesinin 15, en yaşlı üyesinin ise 42 yaşında olduğu belirtildi.

 

Doktorlar ve masörlerin de aralarında bulunduğu uzmanların gözetiminde 12 saat 10 dakika boyunca göbek dansı yapan grubun rekoru, menejerleri tarafından Guinness Rekorlar Kitabı’na ‘Maraton Göbek Dansı’ olarak geçeceği açıklandı.



{ Son Sayfa } { Sonraki Sayfa }

Sağlık Sanatevi Kadın Diyet Zayıflama ve Oto Kiralama r10Seoogle lida diyet zayıflama r10seoogle